İslam Dininin Kökeni Ve Kürtlerin Kültürel İslam?a Katkıları
27 Hezîran 2019 Pêncşem
Hz. Muhammed döneminde Müslüman olan Caban el-Kurdi oğlu Meymun el-Kurdi ve Zozan adındaki kadın sahabe İslam'ı kabul eden ilk Kürtlerdir. Ancak Kürtlerin kitleler halinde İslam dini ile tanışıp Müslüman olmaları İslam'ın ikinci halifesi Ömer bin Hattab döneminde 637-642 yılları arasında olmuştur.

Arabistan Koşullarında Muhammedi Çıkış
Hz. Muhammed?i dolaysıyla İslam dinini iyi anlamak kutsal kitap olan Kur?an?ı Kerimin her ayetinin sosyolojik tahlilini yapabilmek için elbette çıkış koşullarının mekânı ve zamanına bakmak gerekir. İslam öncesi Arap zihniyeti, kabile örgütlülüğü, ahlaki, temel geçim kaynakları, yaşam içinde ki sosyal bölünmeleri, inançları ve bir bütünen sosyolojisi anlaşılmadan Hz. Muhammed?i ve peygamberi olduğu dini anlamak mümkün değildir. Tüm önderliklerde olduğu gibi Hz. Muhammed?de elbette kendi koşullarının ürünüdür.
Arabistan yarımadası coğrafik olarak oldukça stratejik bir alanda yer almıştır. Deniz ve karayolu taşımacılığında Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan bir konum arz etmiştir. Üç tarafı denizlerle çevrili olduğundan kaynaklı Araplarca Cezire olarak adlandırılmıştır. Doğusunda Basra körfezi, batısında Kızıl deniz, güneyinde Hint Okyanusu ve Kuzeyden Suriye çölü ile sınır olmuştur. Araplar Sina, Filistin, Suriye yöresini Fırat nehri üzerinde ki Kinesrin?den itibaren nehrin güney batısında kalan bu bölgeleri de Arabistan saymaktadırlar. Eski Yunan coğrafyacısı Batlamyus yarımadayı üç bölgeye ayırmıştır. Hicaz bölgesini taşlık, kayalık anlamına gelecek ?Arabia Petra? diye adlandırmıştır. İkinci kısma çöl anlamına gelecek orta Arabistan?ı içine alan ?Arabia desarta? üçüncü bölümüne ise yarımadanın güneyini ? Yemen?i ? içine alan mesut Arabistan anlamına gelebilecek ?Arabia Felix? adını vermiştir. Batlamyus Arap yarımadasını isimlendirirken iklimini ve fiziki coğrafyasını göz önünde bulundurarak yapmıştır.
Arabistan coğrafyasının büyük bir bölümü Orta Arabistan denilen Necid bölgesidir. Bu bölge büyük oranda Arap çölü olarak bilinir. Tarıma elverişli bölge Arabistan?ın güney kesimi ile Hicaz bölgesinde ki Medine ve Taif ile sınırlıdır. Onun için Arabistan yarımadasında yaşayan kabilelerin çoğunluğu hayvancılıkla uğraşır ve göçebe kabileler halinde bir otlaktan diğer otlağa konar-göçer şeklinde yaşarlar. Diğer önemli bir geçim kaynağı ise coğrafyanın ticaret için stratejik konumundan dolayı ticaret olmuştur. Hicaz ve güney Arabistan zamanında uluslararası ticaret taşımacılığın üssü konumunda oldukları için kendileri dışındaki uygarlıklarla çok sıkı ilişkiler ve ortaklıklar içinde olmuşlardır. M.Ö 1000 yıllarında ticaret kervanları Asur, Babil, Fenike, Mısır daha sonra Habeşistan, Roma, Sasani, Hindistan ve Çin?den Yemen?e gelip gitmişlerdir. Yemen?den sonra M.S. 500?lı yıllarda uluslararası ticaret yolu Sasani ve Roma arasındaki savaşlardan kaynaklı kara yoluna dönünce ticaret taşımacılığın merkez üssü Mekke oluyor. Aynı şekilde Mekke bu dönemde Çin, Hindistan, Sasani, Roma, Mısır, Habeşistan ile sıkı ilişkiler içindedir. Mekke?de bu uygarlıklar adına ticaret yapan ticari acentelerin cenneti konumundadır. Ayrıca Yarımadanın her yerinde kurulan uluslararası panayırlara Çin, Hindistan, Sasani, Roma, Habeşistan, Kuzey Afrika vs. uluslardan tüccarlar gelirlerdi. Ticaret sadece meta takası ya da alış-verişi değildir. Onun yanı sıra inanç ve kültürlerin birbirleriyle temas ettiği ve birbirlerinden etkilendiği ortamları da sağlar. Yani ticaret kendisiyle aynı zamanda inanç ve kültürleri de gittiği yere taşır. Bir diğer önemli nokta ise Arabistan Yarımadası tarihinden beri hiçbir imparatorluğun ya da devletin denetimine geçmemiştir. Hep uygarlığın denetimi dışında kalmıştır. Tarihte kimi imparatorluklar sefer yapmaya kalkışmışlardır. Fakat Yarımadanın ağırlığının çöl olması ve düzenli ordunun uzun süre çölde ilerlemeyi göze almaması birde fakir bir bölge olmasından kaynaklı yapılacak bir seferin kaybı kazancından daha fazla olacağından kaynaklı buranın fethi çok gerekli görülmemiştir. Bu sebepten kaynaklı çevre imparatorlukların baskılarından kaçan ve egemen güçlerin inançlarından farklı inançlara veya mezheplere sahip insanların sığınağı durumuna geldi. ?Mekke Arabistan içinde, gezgin hiçbir kabileye mensup olmayan bir sürgünler göçmenler, kanun kaçakları ve yabancı tüccarlar nüfusuna sahip olan birkaç yerden biriydi. Farklı insanların ve klanların mevcudiyetinin kendisi ? hiç bi klana bağlı olmayan insanlar, yabancılar, farklı dini kanaatlere sahip insanlar, hayatın amaçları ve değerleriyle ilgili farklı görüşler Mekke?yi eski kabile dinlerinden ve manevi(moral) tasavvurlardan uzaklaştırdı. Yeni kişisel değer ve toplumsal statü tasavvurları ve yeni toplumsal ilişkiler, daha karmaşık olan bu toplumda beslendi?.. bu durum evrensel bir Tanrı ve evrensel bir ahlakı algılayabilen öz-bilinç sahibi eleştirel ruhların gelişmesine imkan verdi.?
Örneğin: Roma İmparatorluğunun resmi Hıristiyanlık anlayışı, Hz. İsa?nın tanrının oğlu olduğunu kabul etmeye dayanıyordu. Bu görüşün dışında kalan İsa?yı tanrının oğlu değil de bir insan ve peygamber olarak gören Nasturilere kendi topraklarında yer vermezdi. Bunların ağırlığı Sasani sınırlarına dahil olan Irak, Kürdistan ve kimi rahiplerin misyonerlik göreviyle Arabistan?a gittikleri ve bazılarının da buralara yerleştiği bilinen bir durumdur. Aynı şekilde Sasani imparatorluğunda baskı gören Zerdüşt ve Mani rahipleri içinde buralar birer sığınak olmuşlardı. Yahudilerin ise çok öncesinde bir kısmının M.S.70?lı yıllarda Roma katliamından kaçıp Medine şehrine sığındıkları biliniyor. Medine ve çevresinde hatırı sayılır bir Yahudi nüfusu olduğu ticaretin ağırlıkta bunların eline geçtiği biliniyor. Ayrıca Mekke, Medine ve Taif?te Hz. İbrahim?in dini olan Hanif inancına mensup birçok insan olduğu bunlarında Allah?ın birliğine ve tekliğine inandığı putlara tapmadıkları birçok İslami kaynakta belirtilmektedir. Dönemin en ünlü Hanifleri; Varaka b. Nevfel ? Hz. Hatice?nin amcasının oğlu ? Ubudeydullah b. Cahş, Osman b. El Hüveyris, Zeyd b. Amr b. Nüfely yine kimi İslami kaynaklara göre Hz. Muhammed?in beşinci dedesi olan Kutsay ibn Kilab , Hz. Muhammed?in dedesi Abdulmutalip ve Hz. Muhammedin en yakın arkadaşı ve kayınbabası olan Hz. Ebubekir?inde Hanif olduğudur. Kutsay b. Kilab?ın çocukluğu Suriye?de geçer o dönemde bu topraklarda hakim olan din Hıristiyanlıktır. Varaka b. Nevfel Hıristiyanlığa inanır ve bu konuda dönemin en bilgin rahiplerinden Hıristiyanlığı öğrenir. İbranice bildiği ve İncili İbraniceye çevirdiği bu konuda oldukça birikimli olduğu dile getirilir. İbranice biliyorsa büyük ihtimalle Tevrat kitabını da okuyup araştırdığı düşünülebilir. Ünlü İslam tarihçisi İbn-i İshak, Varaka, Ubudeydullah, Osman ve Zeyd?den bahsederken şunu der; ?Bir gün dördü bir araya gelerek -Kabeyi kast ederek- ?çevresinde dönüp dolaştığımız bu taş parçası nedir? O, ne duyar, ne görür ve ne de bir kimseye bir zararı veya faydası dokunabilir. Bakın arkadaşlar kendimize bir din arayalım; yoksa Tanrı?ya and olsun ki şu din doğru ve gerçek din değildir.? dediler. Bundan sonrada Hz. İbrahim?in dini olan haniflik dinini aramak üzere başka başka memleketlere dağıldılar.? Bu kısa alıntıda da anlaşılıyor ki Kâbe dini olarak etkinliğini yitirmiştir. Aynı şekilde yeni din arayışları sadece bu dört kişiyle sınırlı değil genel bir arayış söz konusudur. Sasani ve Roma?nın kendi aralarında ki savaşları ve halklara uygulamış oldukları baskı, zulüm ve haraç durumları herkeste yeni bir peygamberin geleceği müjdesi yaygın olarak ifade ediliyordu. Zaten Hz. Muhammed?den önce bazıları çıkıp kendilerini peygamber ilan etmişlerdi. Yine Güney Arabistan?da ? Yemen- Habeşistan ve Roma?nın etkisinden kaynaklı uzun bir süre Hıristiyanlık dinini kabul etmiş, kiliseler inşa edilmiş ve Roma tarafından burada görevlendirilen rahipler dini eğitimler vermişlerdir. Daha sonra Yemen Habeşistan egemenliğinden kurtulduğunda tepki olarak Yahudiliği kabul eder bir süre Yahudi din mabetleri ve eğitimleri verilir. Sasaniler tarafından işgal edildiğinde ise Zerdüştlük etkisi söz konusu olur. Ayrıca Suriye?nin Arabistan sınırlarına yerleşen Arap kabilelerden Gassaniler Roma denetiminde oldukları için Hıristiyan?dılar. Yemen ile Hicaz bölgesinin ? Mekke, Medine, Taif ? ticari ilişkiler çok sıkı olmasının yanı sıra gidiş gelişler de yoğundur. Bu durumda Mekke ise Kâbe?de 360 tane put var ve her put bir kabileye aitti. Her sene Arabistan Yarımadasının en kalabalık panayırı Kâbe yakınlarında olur ve o panayırdan sonra herkes Kâbe?ye Hac yapmaya giderdi. Yani Kâbe Kureyş kabilesi için ciddi bir ticari merkezdi. Araplar arasında her ne kadar put tapıcılığı olsa da bu tapma çok katı ve bağnaz değildi. Bazen kabile taptığı putundan bir istekte bulunur şayet yerine gelmezse tanrı saydığı puta hakaretlerde bulunabilir ya da putu yere vurarak kırabilirdi. Yine Hz. Ömer ?biz cahiliye zamanında uzun yolculuklara çıkarken bizi korusunlar diye helvadan putlar yapardık sonra acıkınca onları yerdik? diyordu. Bazı kaynaklarda ise soğuk kış günlerinde tahtadan yapılan putlar?ın kimileri tarafından yakılarak ısındıkları ifade edilmiştir. Arap kabileleri kabile şeyhi hangi tanrıya ya da puta tapıyorsa onlarda şeyhlerinin taptıklarına taparlardı. Onun için kabileler arasında bazen şeyh taptığı putu değiştirebiliyordu. Ya da kabilenin yerleşkesi değiştiğinde putlarını da değiştirebiliyorlardı. Arap kabilelerin puta tapıcılığı esnekti. Aynı şekilde bölge de Hıristiyan, Zerdüşt, Yahudi ve Hanif dinlerinden kaynaklı Arap kabileleri tek tanrılı dine aşina oldukları gibi bu dinlerin inançlarına, ibadetlerine ve dini anlatımlarına pek yabancı değillerdi. Mesela Sümerlerden Tevrat?ta gecen Adem-Havva, Hz. Eyüp, Nuh tufanı, cennet-cehennem, Kabil-Habil, Lokman hekim vs. mitolojileri Tevrat?tan biliyorlardı. Çünkü Yahudiler bölgenin hem ticari hem de bilgi aktarımı konusunda en faal kesimleriydiler. Ayrıca kendileri zaten tek ilah olan Allah?a inanıyorlardı. Kâbe?de tapmış oldukları üç tanrıça ? Lat, Menat ve Uzza ? putun( dikkat edilirse üçlü tanrılar pantehonu Sümerlere kadar gidiyor.) Allah?ın kızları olduğunu söylüyorlardı. Evlerinde ya da Kâbe?de tapmış oldukları putları için ise ?bu putlar sadece biz ile Allah arasında aracılık görevi görüyorlar? diyorlardı. Bu konuda Kur?an?da ayetler vardır. ? Allah?ı bırakıp, kendilerine ne bir fayda ne de bir zarar veremeyecek olan şeylere ibadet ediyorlar ve diyorlar ki: Bunlar bizim Allah katındaki şefaatçilerimizdir.? ?Dikkat et, hâlis din yalnız Allah?ındır. O?nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah?a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz, derler.? Bazı kabileler ise her sene kendi kazançlarının bir bölümünü Allah ile taptıkları putlar arasında paylaşırlardı. Kur?an?da Müşrik Arapların Allah?a nasıl inandığına dahil bazı ayetler vardır;
?De ki: ?Biliyorsanız (söyleyin), dünya ve içinde bulunanlar kimindir?? ?Allah?ındır? diyecekler. De ki: ?Şu halde düşünmüyor musunuz?? ?Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş?ın Rabbi kimdir? de. ?Bunlar Allah?ındır? diyecekler. De ki: ?O halde sakınmıyor musunuz?? ?Biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekûtu elinde olan, koruyup kollayan, fakat kendisi korunup kollanmayan kimdir?? de. ?(Her şeyin yönetimi) Allah?a aittir? diyecekler. De ki: ?O halde nasıl büyüleniyorsunuz??18
?De ki: ?Sizi, gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya da o kulak(lar)ın ve gözlerin sahibi kimdir? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? Kim buyruğunu yürütüyor?? ?Allah? diyecekler. De ki: ?O halde sakınmıyor musunuz??19
? Eğer onlara, ?Kendilerini kim yarattı? diye sorsan, elbette ?Allah? derler. O halde (hakikatten) nasıl çevriliyorlar??
? Eğer onlara, ?Gökleri ve yeri kim yarattı?? diye sorsan, elbette ?Allah? derler. De ki: ?O halde Allah?tan başka yalvardıklarınıza hele bir bakın! Allah bana bir zarar vermek istese, onlar O?nun vereceği zararı kaldırabilirler mi? Yâhut bana bir rahmet vermek dilese, onlar O?nun rahmetini durdurabilirler mi?? De ki: ?Allah bana yeter. Tevekkül edenler O?na dayanırlar.?21
İslam öncesi Arap Müşriklerin Allah inancı hakkında yukardaki Kur?an ayetlerine paralellik arz eden bir tanımlama da Arap kültür tarihçisi olan Mahmud Şürî El Âlûs gelir: ?Âlemin yaratıcısı, kendilerine rızık veren, işlerini yürüten, kendilerine fayda ve zarar veren, koruyup kollayan tek varlıktır. Allah?tan başka rab, yaratıcı, rızık verici, işleri idare eden, fayda ve zararın kaynağı ve koruyup kollayanı yoktur.? Hatta öyle ki Hz. Muhammed Mekke?de iken Kur?an?ın toplam 114 Suresinden 85 sure burada kendisine iner. Bu sürelerden Allah ismi yerine ağırlıkta ?Rab? ismi kullanmayı tercih eder. Kimi kaynaklarda Hz. Muhammed?in burada Allah ismini kullanmaması Müşriklerin inandıkları ve ibadet ettikleri tanrı olduklarından kaynağını almıştır. Kendi Tanrısı ile Müşriklerin tanrısı arasında ayırım koymak için o dönemde ?Rab? ismini tercih etmiştir. Biliniyor Hz. Muhammed peygamber olduktan sonra Mekke?de kaldığı 13 yıl boyunca yürütmüş olduğu esas mücadele ideolojiktir ve Müşriklerin tanrılarına karşı kendi Rab?ının sıfatlarını belirlemeydi.
İslam?ın Beş Şartının İslam Öncesi Arap İnancındaki Yeri
İslam?ın şartları olarak ifade edilen; Namaz, Oruç, Haç, Zekât ve Kelime-i Şahadet getirme İslam öncesi Araplar arasında yaygındı ? Kelime-i Şahadet hariç - ve bir ibadet tarzı olarak devam ediyordu. Örneğin: İslami kaynaklarda ifade edildiği gibi, Ebu Zer el-Gıfârî ve Zeyd b. Amr b. Nüfeyl, Kus b. Saide Kâbe?ye dönerek namaz kılmışlardır. Kur?an?ı Kerim?de müşriklerin namaz kılma durumunu şöyle ifade eder: ??Onların Beyt(ullah) yanındaki namazları da, ıslık çalmadan ve el çırpmaktan başka bir şey değildi...?22
Müşrikler orucu Recep ayı ve Aşure günü dolayısıyla tuttukları ifade edilir. ?Cahiliye döneminde Kureyşliler ?Recebü?l-Esam? ve ?Şehr-i Mudar? dedikleri ve içinde putları ziyaret edip, ?Atire? kurbanı kestikleri Recep ayında oruç tutarlardı. Yine bu dönemde Kureyş?in işledikleri bir günaha keffaret(Aşure günü) olmak üzere veya kıtlık tehlikesine karşı şükran borcunu ödemek için oruç tuttukları nakledilmektedir. Cahiliye devrinde görülen bir oruç çeşidi de ?Sükût Orucu?dur. Cahiliye Arapları bir gün boyunca hiç konuşmazlar ve bunu bir ibadet sayarlardı. Hz. Peygamber: ?Bir gün, bir geceye kadar sükût etmek yoktur.? buyurarak bu âdeti yasaklamıştır.?23
Zekât ise Arap toplumunda çok yaygındı ve mertliğin, yiğitliğin ve cömertliğin bir gereği olarak görülürdü. Bu dönemde cömertliğiyle - yani fakire ve yoksula zekât dağıtması ? ün yapan şahıslar vardır. Şiirlere ve Arap edebiyatına konu olan bu şahısların toplum içinde ki yeri oldukça saygındır. İslam öncesi Araplar?da Hac çok belirgindi ve her sene hac zamanları vardı. İhram elbisesi, ihrama girme, Telbiye ? Allah?ı sözlerle yüceltmek ? Vakfe, İfâza (Arafat?tan Dönüş), Tavaf, Hacer-i Esved ve İstilamı, Sa?y, Cemreleri taşlamak, Hac?da kurban kesme, Umre yapılırdı. İslam?da ise sadece Hacer-i Esvedi ziyaret ve Umre sünnettir diğer uygulamaların hepsi bu günde farzdır.
Zerdüştlükten İslam?a Etkide Bulunma İhtimalini Düşündüğümüz Uygulamalar.
Her şeyden önce İslam şartlarından Kelime Şahadet İslam?dan önce Zerdüştlükte mevcuttu. Bir kişi Zerdüştlük dinine kabul edilebilmesi için; ?Ben kendimi, Mazda?nın tapıcısı ve Zerdüşt?ün takipçisi olarak açıklıyorum? demesi gerekiyordu. İslam?da ise Kelime şahadet; ?Ben Allah?ın birliğine, Muhammed?in onun kulu ve resulü olduğuna tanıklık ederim? di. Yine Allah?ın sıfatlandırılması öncelikle Sümerler ?de başlamış kutsal M?ler dedikleri 104 M bir tanrı buluşuydu ve aynı zamanda tanrı sıfatları olarak kabul görür. Babil?liler, Tanrı Marduk?a 50 sıfat yakıştırır. Zerdüştlükte ise Tanrı Ahur?a Mazda kendisi 42 tane adını sıralar. Hz. Muhammed ise 99 tane isimle Allah?ın sıfatlarını ifade etmiş olur. Ayrıca ruhun ölümsüzlüğü, kıyamet inancı, ölümden sonraki yaşamı, mahşer günü ve kurulacak büyük mahkeme, cennet ve cehennemi, şeytan, melekler ve sırat köprüsü olguları Zerdüştlükten esinlenerek alınmıştır. ?Zerdüşt?ün inancının Babil alanlarına hakim kılınması ile o alanlarda yaşamakta olan Yahudi dini inancına mensup olanlar üzerinde etkileri büyük olmuştur. Ruhun ölümsüzlüğü ve şeytan, melek olguları ile sırat köprüsü gibi olgular Yahudi dini inancının sürgün öncesi yazılı belgelerinde yoktur ve bunların Zerdüşt inancından alındıkları düşünülmektedir. Buradan da Hıristiyanlığa ve İslamiyet?e etkileri olduğu açıkça ortadadır.?24
Tevrat?ı Yahudilerin Babil dönüşünden sonra yazdığı biliniyor. Yukarı da Zerdüştlükten hangi konularda etkilendiği ifade edilmişti. Ayrıca İslam öncesi Arabistan Yarımadasında Yahudilerin ne kadar etkin olduğu Kur?an?ı Kerimin Bakara süresinde geçen tarih ve mitolojik anlatımların ağırlığı Tevrat?tan alındığı açıktır. Kur?an?ı Kerim burada yapmış olduğu alıntılarda küçük bazı değişimler ya da eklemeler yaparak dönemin zihniyet anlayışına göre biçim vermiştir.
...
(Bu yazının devamını sitemizde pdf dosyası olarak ?Kürdistan?da Yaşayan Halklar ve İnançlar? konulu Komünar dergisinden okuyabilirsiniz.)
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42
