İNANÇ ve TARİHSEL GELİŞİM SÜRECİ
27 Hezîran 2019 Pêncşem
Geçmiş günümüzde yaşıyorsa o zaman bu günden geçmişin izlerini sürdürmek mümkündür. Bu aynı zamanda inandığımız şeylerin kökenine doğru yol almak demektir.

Bir dinin ya da inancın kökenine inebilmek için her şeyden önce o dinin yada inancın kutsallıklarına ve bunların nasıl ortaya çıktığına bakmak gerekiyor. Her inancın kökeni ya da sırrı onun kutsallıklarında gizlidir. İnanç ya da dinde kutsallığın deneyimlenmesi demek; çeşitli hareket ve davranışlara bağlanarak kalıcılaşması demektir. Kalıcılaşan her davranış veya hareket o inancın ibadetini oluşturur. İbadet; her inancın kendi anlamı ve hakikati içinde var olma halidir. Dolaysıyla ? dinin doğuşu; ilk ideolojik biçimlenme olarak klanın, kabilenin manevi bir tasarımı, zihni ve ruhi şekillenmesinin ilk örneği (arketip) olmaktadır.
Din, toplumun maddi varlığının manevi alandaki yansımasının ilk biçimidir. Toplumlar tarihindeki en uzun süreli ve önde gelen konumu, bu özelliğinden ileri gelmektedir.? 1 Kimi din tarihçileri bir inancı veya dini tanımanın yolunun; ?evreni, insanı ve tanrıyı? nasıl tanımladıklarına bakmak gerektiğinden geçtiğini ifade ederler. Sümerler tanrılarını 104 M ile Babilliler Tanrı Marduk?u 50 isimle tanımlarken. Hz. Muhammed Allah?ı 99 isimle tanımlamıştır. Her bir isim tanrının bir sıfatını ve aynı zamanda bir hünerini karşılamaktadır. İsim koymakla aynı zamanda tanrı gücünün sınırlarını ve inanılan Tanrının neye kadir olduğunu böylelikle tanımlamış oluyorlar. ?Tanrı, toplumun kendini sürdürmesinde doğadan ve kendi tecrübesinden çıkarsadığı her şeyin genel ifadesi olarak sunulmakta, kavramlaştırılmakta, tüm doğa ve toplumsal gücün yüklendiği varlık olmaktadır. Bir anlamda yapaydır, tasarımdır, kavramdır. Daha da ötesine bakıldığında, doğanın tüm sırları ve yasalarının toplumun ilk sezgileri biçiminde adlandırılmasıdır. Tanrı kavramları da doğa ve toplum açıklamalarıdır.?2 Demek ki tanrılarına isim koyarak onların niteliklerini tanımlamak çokta yeni bir durum değildir. Burada ikinci önemli şey ise insanın tanrı karşısında ki konumu ve tanrı ile olan ilişkisidir. Şüphesiz her inanç tanrısını tanımlarken aynı zamanda insanın ya da toplumun tanrı karşısındaki konumunu da belirlemiş oluyor. Yasakları, günahları, korkuları, kutsallıkları ve sevapları belirlerken aynı zamanda o insanın yada toplumun sosyal sınırlarını ve yaşamın her alanına ? sosyal, siyasal, ekonomik, askeri vs - katılım biçimini belirlemiş oluyor. Bu tamamen zihinsel olarak bir ideolojik inşa faaliyetidir. İnşa, bir yaratımdır. İnsan olgusu ise bu yaratımın bir sonucudur. Yani yaşamı boyunca üretmiş olduğu düşünsel ve maddi yaratımların toplamıdır. O zaman insanı anlamak için tarihin başlangıcına bakmak gerekiyor. İnsanlığın ilk dönemlerinin düşünsel biçimi dinsel olduğuna inanıyorsak - ki şimdiye kadar yapılan tüm arkeolojik kazılar bunu ispatlar niteliktedir ? o zaman insanın yaşamında dinsellik belirleyici bir unsurdur. ?Kültürün en arkaik düzeylerinde insan olarak yaşamak kendi içinde bir dinsel eylemdir, çünkü beslenmenin, cinsel hayatın ve çalışmanın ayinsel bir değeri vardır. Başka bir deyişle insan olmak ya da insan haline gelme- dinle ilişkili olmak demektir.? 3 İnsanın özgür düşünme sınırlarını belirleyende dinin bu yaklaşımıdır. Yani İnsanın Tanrı karşısında ki konumudur. Üçüncü önemli şey ise dinin ya da inancın evreni tanımlamasıdır. Bu tanımlama insanın evren ile olan ilişkisinin sınırlarını belirler. Şayet insanı merkeze alan bir yaklaşım ise doğal olarak insanın dışındaki her şey onun hizmetine girmiş olur. İnsan özne iken insan dışındaki her şey nesnelleşir. Ya da insanı evrenin bir bileşeni olarak tanımlar böylelikle insan dışındaki her canlıya kendi hakikati içinde yer vermiş olur. Her inancın ya da dinin bu üç temel noktada ki yaklaşımı diğer dinlerden farkı olarak açığa çıkar. Aynı zamanda her dinin bu noktalardaki yaklaşımlarına yani tanımlamalarına bakılarak kendinden önceki dinlerden ya da inançlardan ne kadar etkilendiği ya da kendinden ne kadar şey eklediğini de anlamak mümkündür. Nasıl ki her dinin detaylarında ona ait mitleri, ibadetleri, tanrı tanımlamaları ve ayinleri kutsalın yaşatılmasıysa ve bunların çözümlenmesi ise o dinin kökenine inmek ise genel bir çerçeve de ?insan, evren ve tanrı? tanımlamalarından yola çıkılarak o dinin kökenine inmek mümkündür.
Unutmamak gerekir ki nasıl ki tekil tarih, evrensel tarihle bağı kurulmadan köklerinden koparılmış, anlamsız kılınmış bir tarih ise aynı şekilde dinler ve inançlarda tekil tarihleriyle sınırlı tutulursa evrensel dinler ve inançlar tarihi içinde tanımlanıp kendi yerlerini bulmazlarsa bir o kadar köklerinden koparılmış ve anlamsız kılınmış olacaktır. Hiçbir din kendi tarihini sadece kendi çıkışı ile başlatamaz. Yapılsa dahi kendi hakikatinden koparılmış olacaktır ve kutsal saydığı, haram kıldığı ve sevap saydığı birçok şeyi tanımsız, anlamsız kılmış olacaktır. Örneğin: Buğdayın kutsallığını, ekmeği yere düşürmenin veya yerde ki ekmeğe basmanın günah olduğunu nasıl izah edecektir. Buğday ve ekmeğin kutsallığının tarihin başlangıcında gizli olmadığını kim söyleyebilir. Ya da ailenin ve evliliğin kutsallaştırılması, küfürden kaçınmak, zina yapmamak, yalan ve iftiradan kaçınmak, doğru söz, doğru düşünme ve doğru amelde bulunma, komşuluk hakkı, hırsızlık yapmanın günah ve ayıp olma gerçekliği neredeyse tüm dinlerin ve inançların ortak değerleri değil mi? Özünde ise toplumsallığın esas değerleri olmuyor mu? O zaman insanlık tarihi nasıl ki evrenin tarihiyle başlatılıyorsa dinler ve inançlar tarihini de ilk kutsallıklarla başlatmak gerekiyor. Bu da insanlık tarihinin başlangıcına gitme anlamını taşıyor. O zaman her dinin veya inancın kökeni insanlık tarihiyle başlar. İlk kutsallık insanın ilk anlamlandırma ve dolayısıyla ilk bilinçlenme eylemi oluyor. İnsanlığın ilk kültür oluşumları tamamıyla dinin damgasını taşımıştır.
İlk av, ilk yenilebilir ot, meyve, kullanılabilir aletler, sığınmak için buldukları ağaç kavukları, mağara, ateş ve daha sonra ki teknik buluş ve keşiflerin kendi yaşamları üzerinde ki etkileri çokta sıradan değildi. Her yeni bir keşif ya da yaratımın mitolojik inancı, onunda kültürü ve dolaysıyla bir bütün olarak toplumsal yaşam üzerinde etkisi tartışılmazdı. Her kültür veya toplum muhakkak bu evrelerden geçerek kendisini bulmuştur. Coğrafi koşulların farklılığı toplumsal yaratım ve uğraşları da farklılaştırdığı için inançlar, kültürler ve sosyal yaşamlarda buna göre şekillenmiştir. Ama tüm toplumlar için değişmeyen tek şey en arkaik kutsallıkların - inançlarının-, onların, kültürel, sosyal yaşamları ve zihinlerinin derinliklerine nüfuz etmiş olmalarıdır. Bu gün toplumlarda çokça görülen bazı düşünsel zihin kalıpları, hiç düşünmeden göstermiş olduğumuz ? ama anlam veremediğimiz - bazı davranışlar ve kutsallıklarımızın ağırlığı o dönemin damgasını taşırlar. Hiç kuşkusuz ?inançlar ve düşünceler fosilleşmez.?4 Aradan yüzlerce hatta binlerce yıl geçse dahi onlar bir nesilden diğer bir nesle geçmesini bilirler. Gelenek ve görenekler edinilen kültür ve zihniyetin taşıyıcılarıdır. Gelenek ve göreneklerin bizi ilgilendiren esas boyutu insanın düşünüş biçimi, davranış ve dünyayı ele alış tarzlarımız üzerinde ki derin etkisidir. Gelenek ve göreneklerin ise her inancın insan, evren ve tanrı tanımlamalarıyla inşa edildiğini yukarıda ifade etmiştik. Önderlik ?din her toplumun hafızasıdır? derken tam da bu gerçekliğe vurgu yapmıştır. Bu gün bilinçaltımızda kutsal olarak tanımlanan ve davranış olarak günlük yaşamımızda kendisini ele veren söz, davranış ve zihinsel kalıpların kökeni insanlığın bu geçmişine dayanmaktadır. Her yeni gelen inanç ya da din bu kültürel değerlerden beslenerek kendine yol bulmuştur. Toplumun yararına olan şeylere sahip çıkarken toplumsal gelişmenin önünde engel olan ve yozlaştıran şeylere de itiraz etmiştir. Her inancın yeniliği ya da dinler tarihine katkısı itiraz ettiği noktalarda olmuştur. Yoksa hiçbir inanç ya da din çıkış itibariyle kendisinden önce var olan toplumsal değerleri ya da kutsallıkların tümünü reddetmemiştir. Bu da, dinler ve inançlar gerçeğinde, geçmiş ve anın içiçe geçtiğini geçmişin o anda yaşandığını ifade etmektedir.
Geçmiş günümüzde yaşıyorsa o zaman bu günden geçmişin izlerini sürdürmek mümkündür. Bu aynı zamanda inandığımız şeylerin kökenine doğru yol almak demektir. En basitinden Ortadoğu çıkışlı olan her üç kutsal dinde ? Yahudi, Hıristiyan ve İslam ? ölüleri gömme ? mezarlıklar- olayını ela alalım. Ölüleri gömme olayının bir örneği M.Ö. 60 bin yıl önce Güney Kürdistan?ın Zagros eteklerindeki Şanidar mağarasında yaşamış olan Neandertallerde görülmüştür. Ceset gömme olayı ölümden sonra da hayat olduğuna duyulan inanç gereğidir. Ölülerin yakın akrabalarının rüyalarına girmesi onların ruhlarının yaşayabileceğine olan kanıt olarak düşünülmüş olabilir. Mezara gömülen ölünün kefene sarılıp kefenin iple bağlanılması ölünün tekrar dirilmesine bu günün deyimiyle ?hortlamasına? karşı alınmış bir tedbir olarak düşünülmüş olabilir. Bu gün bile Kürdistan?da ölüler kefene sarılırken ayak ve baş uçlarından iple bağlanarak mezara konulmaktadır. Yine cesedin yönünün inanışlara göre çevrilmesi bu dönemlere aittir. Güneşe ibadet eden Ezidiler bu gün bile mezarlıkların yüzünü güneşin doğduğu yöne çevirmektedirler. İslam?da ise bu yön Kâbe?yedir. Ama inanç olarak her ikisi de ölülerin yüzlerini kutsallarına çevirmiş olmaktadırlar. Yine tarımcı toplumlar bitki ve meyve ekimiyle sürekli meşgul olduklarından kaynaklı, takip etmiş oldukları mevsimsel döngüden yola çıkarak insanın da tıpkı doğa gibi önce doğum, sonra ölüm ve tekrardan doğabileceğine inanmışlardır. Bu anlayış kimi halklarda ruhun ölümsüzlüğüne ve reenkarnasyona olan inancı geliştirirken kimilerin de ise ruhun ölümsüzlüğüne Mahşer gününde bedenleriyle birlikte tekrardan dirilerek hesaba çekileceğinden bahseder. İnsanlığın belleğinde derin izler bırakan Neolitik dönem insanlığın ruhsal ve kültürel şekillenmesinde olduğu kadar inançsal boyutta da derin etkiler yapmıştır. Temel maddi araç ve kurumlar gibi, Neolitik çağ, süre ve kapsam itibariyle insanlığın ruh ve zihniyet yapısını da oluşturan en temel dönemdir. İlk düşünce kalıpları, ruhsal yüceliş, bilgilenme, yönetme, toplum olma bilinci, tanrı kavramına ulaşma gibi temel ideolojik unsurlar bu dönemde büyük gelişme sağlarlar. İnsanlık tarihinde ideolojik üst yapı ana özelliklerini neolitik toplum koşullarında kazanmıştır. (?) Dinin ve mitolojinin bütün temel kavramları kaynağını bu dönemden almaktadır. Toplumun ilk defa hayvanlar âlemiyle büyük farkı aşan gelişmesi insanlarca harikulade ve mucizevî bir durum gibi algılanmıştır. Din ve mitoloji, toplumun bu büyük devrimsel gelişmesinin zihniyet yansımaları olarak kimlik kazanmaktadır. Felsefi ve bilimsel izah nasıl çocuklar için erken bir düşünce biçimi ise, bu dönemin insanı için de ancak mitolojik ve dini düşünce gelişebilecek durumdadır. Neolitik toplum özde mitoloji ve dinin maddi zeminidir. Bundan önceki toplum biçimlerinde bu yönlü ideolojik kimliğe rastlanmamakta; belki de çok sınırlı bazı kutsallık kavramlarına ulaşmaya imkân vermektedir. Tarım ve hayvancılık devrimi dinin ve mitolojinin yolunu ardına kadar açmakta ve maddi zemini oluşturmaktadır.?5
Sümerler Neolitik toplumun tüm kutsal ?M?lerini ? yasalar ve keşifler - çaldıkları gibi bu yasaları tanrının birer kanunu gibi veya her birini tanrının bir sıfatıymış gibi izaha kavuşturarak sınıflı devletli uygarlık için yeni bir toplumsal inşaya yol açmıştır. Sümerlerin kendinden önceki neolitik toplumun değerleri üzerinden dönüşüme uğradığını kim inkâr edebilir. Bu dönüşümün pekte kolay olmadığını çok kanlı ve çatışmalı geçtiği Sümer mitolojilerinde bariz bir biçimde görülmektedir. Sümerler ? sınıflı devletli uygarlık ? o dönemde özgür klan ve kabile kültürü içinde koca bir okyanusta adeta bir adacıktı. İnşa ettikleri uygarlığın çevreye yayılıp etkin olabilmesi için ikna yöntemi vazgeçilmezdi. İlk başta esas gücünü ideolojisinden almıştır. Sümer ideolojik gücü ?tanrı bilimdi? çünkü dönem dini düşünce biçimin hakim olduğu dönemdi. ?Sümer uygarlığını incelediğimizde, bir olgu daha çözümlenmesini vazgeçilmez kılıyor. Mitoloji ve ondan kaynaklanan tanrıbilim ? Grekçe teoloji, Arapça ilahiyat- tahlili, en az Karl Marks?ın devlet ve para tahlilleri kadar önemlidir. Tanrıbilim, Sümerlerin sınıf mücadelelerinin bilimidir. Kavram ve kuramlarıyla tanrıbilimin toplumsal izdüşümlerini tahlil etmeden, Sümer ideolojisini ve ona dayanan tüm antik dünyayı çözemeyiz.Tek tanrılı dinleri, klasik ve Ortaçağların, hatta günümüz toplumlarının zihniyet ve edebiyat yapılarını çözemeyiz. Tüm toplumların zihniyetlerinde ilahiyatın imzası vardır.?6
Belki ilk defa tanrıyı göklere taşıyan Sümerler değildi; Çünkü neolitik dönemde Ay?a, Yıldızlara ve Güneş?e tapma söz konusuydu. Ama Sümerlilerin başarısı astronominin de ilerleme kaydetmesinden kaynaklı olacak ki gökyüzünde ki değişmez ve sabit düzeni olduğu gibi yeryüzüne taşımalarıydı. Sümerlerde doğada ki ve evrendeki tüm düzenden gökyüzündeki tanrılar sorumludur. Yeryüzündeki her şeyin bir tanrısı vardır ve yeryüzünün nasıl işlerlik kazanacağını tanrılar bilirler ve tanrılar insanların yanlış yapmamaları için onlara yol gösteren kurallar ya da yasalar indirmişlerdir. Yeryüzünde düzeni kuran tanrılar panteonunda yer alan bilgelik ve kurnazlığı ile tanınan tanrı Enki?dir. Tanrı Enki yeryüzüne şöyle bir düzen verir; Önce Dilmun?un ? cennet ? temizliyor oraya tanrıça Ninsikilla?yı sorumlu kılıyor. Tarif ettiği cennet; ? her şeyin mükemmel yaratıldığı eski günler, orada hiçbir aslan öldürmez, hiçbir kurt kuzuyu kapmaz parçalamaz?.Hiçbir göz hastası ?gözüm ağrıyor? demez? Surlarında hiçbir gece bekçisi dolaşmaz?? Tarihte İlk defa cennet ve cehennem kavramına Sümerlerde rastlıyoruz. Kur?an?da 112 defa cennet kavramı kullanılıyor. Örneğin: ?orada bozulmayan sudan ırmaklar tadı bozulmayan sütten nehirler, içenlere lezzet sunan şaraptan nehirler, süzme bir baldan uluşan nehirler var. Orada kendileri için her tür meyvenin yanında rablerinden bir bağışlama var. Bu nimetler içinde olanla uzun süre ateşte kalıpta içirildiği sıcak su tarafından bağırsakları parçalanan kimse aynı olur mu??7 Her iki kaynaktan da tanrı emirlerine uyulduğu taktirde insanın öbür dünyada ki mükafatı böyle tarif ediliyor. Daha sonra tanrı Enki kendi şehri için tehdit oluşturan düşmanlarına ? Elam ve Marhaşi ? karşı şehrin kralını tanrı emriyle görevlendirerek Elam ve Marhaşi toprakların fethine ve oradaki tüm zenginlikleri kendi ülkesine taşımasını istiyor. Yani ganimet emri bir tanrı sözü olarak göklerden geliyor. Böylelikle talan ve ganimet helal kılınmış oluyor. Enki bunu şöyle yapıyor;
Elam ve Marhaşi
Her şeyi yutup yok edenler,
Enlil?in güç verdiği kral
Onların evlerine saldırdı, surlarına saldırdı;
Gümüşlerini, lacivert taşlarını, ambarlarını
Bütün ülkelerin kralı, Enlil için Nippur?a getirdi.
Kur?an?da ise Bedir savaşından sonra kazanılan ganimetlerin nasıl paylaşılacağına dahil izah edilir. ?Doğru ile yanlışın ayrılış günü, iki toplumun karşılaştığı gün ? iki düşman -, kulumuza indirdiğimiz şeye inanıyorsanız şunu bilin; ganimet olarak elde ettiğiniz şeylerin beşte biri Allah?a, Resul?e, yakınlara ? ehlibeyte -, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Allah her şeye kadirdir.?8 Ayette de görüldüğü gibi Allah emriyle ganimet ? talan ? helal kılınmış oluyor. Ganimetin en büyüğü Allah?ın kendisine inanan kullarını yeryüzünün mirasçısı kılmasıdır. ?Hamd olsun o Allah?a ki bize vaadini yerine getirdi. Bizi yeryüzüne mirasçılar yaptı. İşte cennetten istediğimiz yerde konaklıyoruz, iş yapıp değer üretenlerin ödülü nede güzelmiş.?9 Yeryüzünün mirasçısı olmak gücünün yettiği oranda başka toprakları fethe çıkmaktır; çünkü yeryüzü onlara Allah?tan miras kalmıştır. O mirası ele geçirmek bir haktır. Yukarı da tanrı Enki?de o yetkiyi krala vermiştir.
Daha sonra tanrı Enki kendisine inananlara rızık dağıtmak için onları toprağın daha da bereketli olabilmesi için dönemin tarla sulama kanallarının sorumluluğuna bir tanrı atar.
Sağ elinde bir asa tutan,
Dicle ve Fırat?ın birlikte yemelerini sağlayan
Sözcükleri coşkulu bir ağızla söyleyen,
Saraylardan refahı yağ gibi çeken
Yazgıları belirleyen Efendi
Enki, Abzu?nun kralı,
Enbilulu, kanalların müfettişine
Enki bunların sorumluluğunu verdi.
Sümer yerleşim alanları Fırat ve Dicle nehirlerinin birleştiği suyun kenarında oldukları için üç önemli geçim kaynakları vardı. Birincisi tarım, ikincisi ticaret ve üçüncüsü ise balıkçılıktı. Bu durumun farkında olan Tanrı Enki kendisine riayet edildiğinde Fırat ve Dicle nehirlerini balıkla durduracağını söyler. Ve aynı şekilde o dönemde kamış oldukça önemliydi. Kamışlar çamurla karıştırılarak su baskınları yememeleri için yüksek tepeler inşa edilir. Bu tepelerin başlarına evler kurulurdu. Aynı şekilde bölgede ağaç olmadığından kaynaklı evlerin yapımında da kamış kullanılırdı. Onun için balığın yanında kamışın bolluğunun da müjdesini verecektir. Böylelikle kendine inananlara rızık dağıtacağını söyler:
Bataklığa Seslendi:
Suhurhi ve suhur balığıyla doldurdu onu.
Kamışlığa seslendi:
Olgun kamışlar ve yeşil kamışlarla doldurdu onu.
Balıkların sevdiğine (Nanna?ya)
Enki bunların sorumluluğunu verdi.
Kur?an?ı Kerim?de rızıkla ilgili 90 ayet söz konusudur. Her birinde çeşitli şekillerde kendisine inanılanlara rızık dağıtmaktadır. Yazımızın amacı için bir tanesini buraya almak kafi olacaktır. ?O rab ki yeri sizin için bir döşek ve göğü de bir bina yaptı gökten bir su indirdi de sizin için meyvelerden bir rızık çıkardı. Artık bilip durduğunuz halde Allah?a ortaklar koşmayın.? 10
Tüm inançlarda yaratılış destanı oldukça önemlidir. Yaratılış destanı insanın evren ile ilişkisi ve tanrı karşısındaki konumu belirlenir. Sümer mitolojisinde ki yaratılış mitolojisi olduğu gibi üç kutsal dinde de yerini alacaktır. ?Sümerlere göre adı Tanrıça Nammu olan uçsuz bucaksız bir sudan gök ve yer birleşik olarak çıkıyor. Tanrı Enlil onları ayırıyor. Yer Tanrıçası insanı balçıktan Tanrılara iş görsün diye yaratıyor. Tevrat?ta, büyük bir deniz üzerinde Yahve?nin ruhu gezerken onu ayırıyor, üstü gök, altı yer oluyor. İnsanı balçıktan kendisine iş görsün diye yaratıyor. Kur?an?da; ?gök ve yer bütündür, onu Tanrı ayırdı? deniyor. İnsan bazı ayetlerde çamurdan, bazı ayetlerde sudan yaratılmış.?11 Sümerlerde her şeyin sudan yaratıldığını yer ve gök birleşik iken sudan çıkmış, tanrı Enlil birleşik olan yer ve göğü ayırıyor. Kur?an?da geçen şu ayet ?Allah gökte bir su indirdi ve yeryüzündeki her şeye onunla hayat verdi. Kuşkusuz bunda kulak verip dinleyen topluluk için muhakkak bir mucize vardır.?12 Bir diğer ayette ise; ?Göklerin ve yerin fâtır?ı ? ayıran - olan o yaratıcıdan o yedirip doyuran fakat kendisi yedirilip beslenmeyen Allah?tan başkasını mı veli edineyim. De ki bana İslam?ı Allah?a teslim olmayı seçenlerin ilki olmam emredildi ve sakın şirke sapanlardan olma.?13
...
(Bu yazının devamını sitemizde pdf dosyası olarak ?Kürdistan?da Yaşayan Halklar ve İnançlar? konulu Komünar dergisinden okuyabilirsiniz.)
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 37
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 38
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 39
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 40
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 41
Warning: Trying to access array offset on value of type bool in /home/komunar/public_html/tr/includes/reklamlar.php on line 42
